Google Classroom üzerine bir değerlendirme

İnternet tabanlı hizmet ve ürünler geliştiren Google, bu alandaki üstünlüğünü kimseye bırakacak gibi durmuyor. Geçtiğimiz sene eğitim sektörüne de el atan firma, uzaktan eğitim ve eğitim teknolojileri ile uğraşanlara göz kırptı. Bu gelişmenin beni bir hayli heyecanlandırdığını belirtmeden edemeyeceğim.

12 Ağustos 2014 tarihinde tanıtılan Google Classroom’u duyduğum günden bu yana büyük bir heyecanla takip halindeyim. Nihayet, zaman bularak bu hizmeti deneme ve bir dersimde uygulama fırsatı buldum. Bu yazıda, Google Classroom hakkında edindiğim ilk izlenimleri paylaşacağım.

Google Classroom

Her ne kadar bir öğrenme yönetim sistemi olarak tanıtılsa da Google Classroom beklentilerimin aksine klasik bir öğrenme yönetim sisteminin sahip olması gereken çok az özelliği barındırıyor. Bu bağlamda, yalnızca öğrencilerle iletişimi kolaylaştıran bir platform gibi duruyor. Ben bir “öğrenme yönetim sistemi” olarak nitelendirmek için henüz erken olduğunu düşünüyorum. Özellikle Moodle, Canvas LMS, Atutor, Sakai gibi açık kaynak kodlu öğrenme yönetim sistemleri ile kıyaslandığında, pek çok özelliğin Google Classroom’da bulunmadığını söyleyebilirim. Projeyi duyduğumda beni heyecanlandıran şey, eğitim amaçlı kullanılabilecek bir çok Google servisinin bulunmasıydı. Ancak, ilk deneyimlerimde Google Drive, Dökümanlar, Youtube ve Gmail hizmetlerinin kısmen entegre olduğunu gördüm ve hayal kırıklığına uğradım.

Hangout gibi bir video konferans sistemi, Blogger gibi bir blog servisi, Google Scholar gibi geniş bir akademik makale ağı Google Classroom’a henüz dahil değil. Ayrıca, çeviri, siteler, kitaplar da yine aklıma gelen ve Google Classroom’a dahil olmayan servisler. İlk deneyimlerime göre, maalesef Google Classroom, duyuru-etkinlik, dosya paylaşımı ve ödev uygulamasından öteye gidememiş durumda.

Ödev uygulaması hoşuma gitti, ödev yayınlayarak öğrencilere geri bildirim verebiliyor ve notlandırma yapabiliyorsunuz. İş birlikli çalışmaya da olanak tanıyan bu yapı, özellikle metin tabanlı ödevlerde işlevsel kullanılabilir. Akış sekmesi altında duyuru ve etkinlik paylaşımı ise Facebook’un klasik zaman tünelinden farklı değil, derse kayıtlı öğrencilerle bu alanda yazılı sohbet etme fırsatı bulabiliyorsunuz. Ancak, akış bölümünde yapılan gönderilerin ve paylaşımların kullanıcılara bildirimi atlanmış.

Derse öğrenci eklemek için illa ki kurum maili istemesi gözüme çarpan en dikkat çekici sorun. Yani, bir gmail hesabı ile herhangi bir derse kayıt olamıyorsunuz. Kuruma ait bir mail adresi ve bu adresin sisteme tanımlanmış olması gerekiyor. Büyük bir sınırlılık.

Mobil uygulamalarında (iOS, Android) bazı özelliklerin kısıtlı olması dışında olumsuz pek bir şey yok. Amaca hizmet eden, gayet uygun bir geliştirme yapılmış. Mobil uygulamaları ile Google Classroom bir adım önde, iyi kurgulanmış bir ders için “Cebinizdeki Sınıf” sloganı fena durmuyor. Bugüne kadar deneyimlediğim en stabil öğrenme yönetim sistemi mobil öğrenme uygulamaları olarak nitelendirirsem abartmam diye düşünüyorum. Mobil öğrenme alanında çalıştığım için bu konu ile ilgili daha geniş bir değerlendirmeyi akademik bir çalışmada değerlendirmeyi planlıyorum.

Bir çok eksiğine rağmen Google Classroom gelecekte öğrenme yönetim sistemlerine iyi bir alternatif olacak gibi duruyor. Ayrıca Google bünyesinde barındırdığı servisleri Google Classroom’da işe koşarsa bu alanda da bizlere adından sık sık söz ettirecektir. Merakla ve heyecanla gelişmeleri takip ediyoruz.

21. Nisan 2015 - Yazar: Hakan Yıldırım
Kategori: e-öğrenme | Etiketler: , , | Yorum yaz